Ne Masal, Ne rüya

Kendinizi birdenbire, küçükken yatmadan önce annenizin/babanızın/dadımızın okuduğu inandığınız masallardan birinin içinde buluverdiğiniz oldu mu hiç? Peki o masalların neden okunduğunu hiç düşündünüz mü? Neden kaosun içinde değil de harikalar diyarındaydı Alice  neden kaval fareli köyün bir simgesiydi? Peki dört yaşındaki haliniz, dokuz yaşındaki davranışlarınız hatırınızda mı Hala?


Hatırlamak isterdiniz belki ama çocuk yaşta yaşananlar pek de akılda kalmıyor ne yazık ki. Bir de çocukluktan çıkınca, artık hatırlayabildiğimiz halde unutmayı seçtiklerimiz var; aklı sağlam bir genç, sonrasında da aklı sağlam yetişkinler olup da hayata devam edebilmek için. 

Bazen canımızı en fazla acıtanlar en yakınlarımız oluyor; hiç ummadığımız yerden geliyor taş ve kanatıyor.  Bazen de yanı başımızda birileri acı çekerken, gördüğümüz halde görmezlikten gelmeyi seçiyoruz;  kurulu bir düzeni devam ettirmek uğruna. Aslında acı çekenler hiçbir zaman tam olarak unutamazlar, sadece çektikleri acı hafifler. Tıpkı sabun köpüğünün yanlışlıkla ağzınızdan içeriye girip, bıraktığı acı tadın bir süre sonra kaybolması, ama o yanlışa her düştüğünüzde geri gelmesi gibi.

Olur da kendinizi benzer bir masal içerisinde bulursanız bir gün, kimin kim olduğunu hatırlamaktan korkmayın. Masalı mutlu sona götürmek için bunu yapmanız önemli. Masal mutlu sonla biterse şayet, gönül rahatlığıyla unutabilirsiniz.