Bazen minik bir dalga çıkagelir.

Ve siz, koca bir okyanusun nasıl olup da böylesine küçük bir dalga yaratmış olduğunu düşünüp dururken, diğer taraftan, minik de olsa o dalganın içinizdeki durgun suları ne denli bulandırdığını görür ve şaşıp kalırsınız. 

Düşünüyor ve bakıyorum.
Yaşıyorum.
Basit döngüler ve sakin. 
Etrafımda hep görmek istediklerim var.

Ve kulaklarımda hep duymak istediklerim. 
Dünyanın en güzel dudaklarını öpüyorum, en güzel kollar beni sararak uyutuyor, en güzel biraları en güzel sohbetlerle içiyorum.
Akşamları serin oluyor, üşüyorum, el ele…
Saçlarımı savuran rüzgâr, gözlerime dolan gözler, çakırkeyif ayaklarım, doyulmaz gülüşler… 
Akşamlar sabahı, sabahlar akşamları bulmuyor...

Tüm güneşler dünyadaki tüm papatyaları birbiri ardına aydınlatırken, umutluyum, sevgi doluyum ve mutluyum.

Gerçekten çok mutluyum.

Yıllar sonra, belki de ömrümde ilk defa, böylesi bir şiddetle çok doğru bir yerde olduğumu hissediyorum.

Tüm doğrular, tüm yanlışlar, tüm tespit ve ispatlar, bütün bu mücadele, acı, kan, gözyaşı ve arayış; sanki hep bugünler içinmiş.

Öyle duru ki içim, onu görmek için bakmama bile gerek yok. Bir yere ulaştım. Yeni baştan inşa ettiğim piramidimin en tepesine.


Öyle mutluyum ki, bu satırları yazarken hem gülümsüyorum, hem de içimde bir yer içini çekerek burkuluyor; “evet”, diyor kalbim ve ruhum ve bedenim ve aklım, “evet, evet, evet…”; ilk defa hepsi bir anda ve bir konuda hemfikirler.

Bir kadeh kırmızı şarap…

İşte bu benim. Ve kadehimi buldum.

Meğerse beklediğim şey de beni bekliyormuş, hala.

Kimin aklına gelirdi ki bu?

Arkasını dönüp gidebilirmiş, ama gitmemiş. Tıpkı benim gibi. Beklemiş.

Beklemiş.

Ve bir parça şarap, en sonunda kadehini bulmuş.
Oysaki her şey çok güzel başlamıştı... Kepler atıldı, tez yazıldı bitti üstüne 40 gün 40 gece kutlamalar yapıldı, diploma hazır olsun ellerde tutulsun diye hayaller kurulmaya başlandı. 


Mayıs ayından beri iş arama süreci devam eden birisi olarak, her sabah ilk yaptığım şey maillere bakmak, ardından pozisyonlar kapanmış mı diye başvurduğum 30 farklı yeri tek tek kontrol etmek, ardından yeni ilan var mı diye internette fink atmak, yeni ilan varsa başvurmak, yoksa işime kaldığım yerden devam etmek.


Danışmanlık firmaları sağ olsunlar her hafta 3-4 kere arayıp;
 - size uygun açık bir pozisyon söz konusu
demekteler. Adres servis vs detaylara girildiğinde ise bana uygun olmadığını söyleyip reddetmek zorunda kalıyorum...


Bu son cümleyi okuyanlar "resmen yağıyor iş teklifleri kızım ama sen beğenmemişsin" diye buram buram kendine güven kokan cümlelerle çıkılan bir yolculukta olduğumu zannetmeyin...


Yaklaşık 1 hafta önce yeni evime taşındım ve lokasyon olarak toplu taşıma araçlarına oldukça uzakta yaşamaktayım. Mümkünse çevremdeki firmalarda ve servisi olan firmalarda sürece devam etmek istiyorum.


ve görüşmeler:

varan 1:
"muhtemelen bulunduğum şehirde profilime ve kariyer planıma en uygun iş gibi görünmektedir, açık bir pozisyon için başvurduğumun ertesi günü mülakata çağırılırım, gittiğimde nedense insan kaynaklarındaki yetkili arkadaş bana çalıştığım işyeriyle, ortamla, maaşımla, projelerin gidişatıyla ilgili sorular sorar, ilandaki pozisyonla ilgili konulara pek girmez, arkadaşın bu bilgi toplama hevesi fark edilince kaçamak cevaplarla bu sorular geçiştirilir, son yıllarda kurumsallaştı diye bildiğim bu firmalar da gözümden düşer"


Sonuç:


Başvurulan açık pozisyonlardan en çok istediğim firmadan arandım. Firmanın CEO suna kadar çıktım. Sürecin hızlanmasını ve olumlu bir sonuç ile geri dönmelerini beklemekteyim...

Ocakta pırasa pişiyor, çeyrek çay bardağı ölçüsündeki pirinçleri atmaya gidiyorum...