Aşırı depresif bir tonda,

ne kadar kötü hissettiğimi anlatmaya devam ettim bir süre...

Söylediğim şeylerden bazıları gerçekten ümit vericiydi.

Ortaya koyduğum şeylerin hiçbirinde,

depresyona neden olacak bir şey olmadığını söylüyordu...

Ne zaman yanlış bir şey yaptığımı düşünsem,

Kendimden korkuyordum aslında..

İç dünyama daha fazla derinlemesine inmek isterken,

Bloke olarak buluyorum kendimi ve daha ileriye gidemiyorum...

Bu durum,

Bana bir şey veremez miydi?

Beni bu durumdan çıkarak bir kıvılcım?

Bu benim için olağan dışı bir içtenlikti.

içime dönükken ifadesiz bir şekilde ümitsiz olmam gibi bir şey bu.

Sadece olayın yeterince büyük olmadığını düşünüyorum aslında...

gözlerim dalmış, derinlerde görünürken ben, ne düşünüyorsun diye sorduklarında..."mmm...hiç" diye cevap vermek tuhaf gelir ilk anda...
o anda ne düşündüğümü saklamak değildir amacım...gerçekten hiçbir şeydir düşündüğüm...düşündüğüm şeye isim ya da kalıp bulamam daha doğrusu, hem her şeyden bir parçadır, hem hiçbir şey...

samimiyet ve içtenlikle de "hiç" derim... bu cevabın samimiyetini kaldıramayacağını,bu cevaba inanmayacağını düşündüğüm biriyse eğer karşımdaki, uydururum bir şeyler.. ya daha önceleri kafanı kurcalamış bir konuyu atarım ortaya ya da duruma uygun yaratıcılığımı kullanırım...

hani sordun ya en başta..şimdi diyorum ki sana..
hiçbir şey düşünmüyorum...
Aklım bomboş değil ama,dolu da değil...
çok şey söylemek,yazmak isteyip,hiçbir şey yazamamak...
kelimelerle cambazlık yapamamak, düşüncelerle dans da,kavga da edememek...
bir durağanlık halidir gidiyor..
ve ben rahatsızım bu durumdan...
uymuyor ruhuma...
hiç olmadı kendi kuyruğumu yakalama oyunu oynardım, şimdilerde o da yok...

sundurmada...üzerimde battaniye...gün batımı...önüm yeşil çayır...rüzgar hafif Efil...gözler yarı kapalı...derin düşüncedeymiş gibi uzaklara dalgın...bir yoldan geleceği bekler gibi...
bekliyorum bakalım...vardır bir hikmeti ala ya da bir bela... soru geliyor...

"ne düşünüyorsun? "...

-hiç...

yeryüzünde yalnız biz vardık.
bir kuştan daha cesur ve hafiftin.
bir hayal gibi, merdivenleri uçarak, yağmurlarla ıslanmış leylakların arasından... 
geçirip, aynanın ötesindeki ülkene götürürdün beni. 
gece çöktüğünde, bana mutluluk verirdi. 
mihrabın kapıları açılır, ışıldardı yavaşça, yere uzanan çıplak bedenin. 
ben uyanır, "tanrı seni kutsasın" derdim. o
ysa bilirdim bunun ne kadar cüretkar ve manasız olduğunu.
sen uyurdun.