O gün o hava alanına hiç gitmemiş olabilirlerdi



"O gün o hava alanına hiç gitmemiş olabilirlerdi… İkisini karşılaştıran o tesadüf hiç gerçekleşmemiş olabilirdi…”

Nadir de olsa seyahat etme fırsatının olduğu bir işte çalışıyordu genç kadın. Patronunun başka bir şehirde kısa süreli bir iş için çalışabilecek birini aradığını duyduğunda hemen atladı. Burada - bunca kalabalığın ortasında yalnızdı ne de olsa. Hem İzmir güzel yerdi, denizi de vardı, kıyısında soğuğa rağmen dondurma da yiyebilirdi

Hava şartlarından dolayı uçağın biraz geç kalkacağı anons edilmişti. Oysa tam da hazırlamıştı kendini yolculuğuna. Keyfini en çok kaçıran şeylerden biriydi hayatta, tam da heyecan kokusu üzerine sinmişken planlarının ertelenmesi. Ayrıca İstanbul mevsime göre güzel bir havayı üflüyordu üzerine…

Bir kahve söyledi, köşedeki cafeye oturup. Yolda okumak için aldığı dergilerden birini çıkarttı çantasından. Ya da çıkartamadı, çıkartmaya yeltendi. Aslında o kısmı tam olarak hatırlayamıyordu, çünkü tam da karşısında oturuyordu genç adamın.

Kaç yıl geçmişti? Genç adama sorsalar belki "2–3" diyebilirdi, oysa kadın gerçek hesabı biliyordu o bilmek istemese de. Aradan 3 yıl 11 ay 26 gün geçmişti. Toplamda 7 yıl 11ay 26 gün olmuştu. Kalkmakla kalkmamak arasında bocaladı. Kafasında; genç kadını bir başkası için bırakıp giderken söyledikleri yankılanıyordu (acaba hiç çıkmış mıydı aklından?). "Gitmeliyim" demişti adam, "Bilemeyiz değil mi gitmezsek değip değmediğini?"demişti kadın da…

Kahvesi geldi. Gidip gelmek arasında bilinçsizce bocalarken gözlerini yakalamış oldu ki kalbinde bir kelebek can verdi ansızın. Oysa 3 sene 11 ay 26 gündür onunla kanat çırpıyorlardı olanca güçleriyle, onunla direniyorlardı ölmemek için..

Garsonun masaya koyduğu ahşap kutuya hesabı bıraktı. Gürültüden duyamadığı bir sesle bir şeyler söyledi genç adam garsona. Belki de onunla ilgili sanıyordu genç kadın? Görmüştü gözlerindeki soru işaretlerini... Gözlerini gözlerine değdirmemişti.

Kalktı; 3–4 adımlık mesafeyi 7 sene 11 ay 26 günde yürüdü kadın. Saçlarında beyazlar vardı oysa çok gençlerdi… Ne kadar da güzeldi hala ve o an ne kadar da isterdi biraz daha güzel gözüküyor olmayı..

Genç kadın Hemen yanında duran sandalyeyi kenara iterek yanından geçti. Bakmamıştı bile yüzüne, öylece geçip gitmişti. Biliyordu, bütün kelebekler aynı anda son nefeslerini verdiler kadının içinde, rüzgâr batıdan esti ansızın, tanıdık bir parfüm kokusuydu onun için kokusu, gözlerini yakmış olmalıydı yoksa akmazdı yaşlar ince ince.

Gitseydi değil mi arkasından? Yapamazdı ki... Terk edip gittiğinde de böyleydi işte. Onu bir kenara itip kanatlanmaya gitmişti adam ve sadece bakmıştı gene arkasından adam ...

Uçağa binmesi gerektiğini hatırlattı bir anons ve ne yöne gittiğini bile bilmeden sadece yürüdü, uçtu, gitti, döndü.

Genç kadın 3 sene boyunca onu orada görüşünün her yıl dönümünde aynı akşam saatlerinde aynı cafede aynı kahveyi sipariş etti. Hiç oturmadı karşısında, aynı garson hep başkalarına götürdü o ahşap kutuyu, üstelik bir söz bile aldı sonunda; tarif ettiği adam gelirse kendi el yazısıyla ismi yazıyor olacak o kutuya bırakılmış bir kağıtta..

3. kez tek başına gittiği akşam, ne kadar da hareketliydi hava alanı. Belli ki şuradaki kadın sevgilisini uğurlamıştı az önce, yoksa neden yüzüğüne bakıp ağlardı ki? Gerçi biraz abartıyordu ama "aşk"tı işte; hangimiz bazen abartmazdık ki? Ya en son 3 sene önce bindiği hava yolu şirketinin gişesinin önündeki kalabalığa ne demeli? Bağıranlar, yere çökenler, etrafına bomboş bakanlar, telefonla konuşanlar? Bir gariplik vardı ama neydi?

Neyse; o cafeye odaklanmalıydı. Biliyordu, bu kez gelecekti adam. Bu kez soracaktı değip değmediğini, bu kez ertelemeyecekti vazgeçmediğini söylemeyi…

En azından artık değdiğini biliyordu."