"biz çalışan ve güçlü kadındık."



güçlü olduğumuz için her işimizi kendimiz halletmeye alışmıştık.
ailelerimiz öyle yetiştirmişti bizi.
sonra üniversite...
hemen arkasından iş hayatı...
evdeki ampul, k
ırık menteşe, gece yarısı tutan böbrek taşı ağrısı vız gelirdi bize.
faturalarımızı kendimiz yatırıyor, döndürüyorduk bir şekilde çarkımızı.
ayrıca kendi ağırlığımız yetmezmiş gibi çevremizde kim varsa onları da sırtlanıyorduk.
Özgürdük, dimdiktik, güçlüydük.
aşık olduğumuzda hissederek yaşıyorduk.
öyle kurallar, büyük beklentiler filan yoktu.
kimseye problem çıkarmıyorduk.
bütün gün eşek gibi çalışıyor, sevgilimizin canı istedi diye de, işten çıktıktan sonra, gidip alelacele hazırlanıp, bizi evden almasına gerek bile bırakmadan , neredeyse ona gidiyorduk.
bir şey istemeyecek, sızlanmayacak kadar güçlü olduğumuzdan sorunlarımız kendimiz çözmeye alışıktık.
sevgilimizin haberi bile olmuyordu çoğu zaman sorunlarımızdan.
kimsenin bize acımasına tahammülümüz yoktu.
sonra bir bakıyorduk ki kimse hakikaten acımıyordu.
ağlamayan çocuk ve meme hesabı.
artık dayanamayıp ta içimizdekileri biraz dile getirecek olsak sorunlu, kaprisli, feminist, tahammül edilemez, bunalımlı oluyorduk.
çaresiz sesimizi kesip yola devam ediyorduk, bu nedenlerle terk edildiğimizde.
sonra bir duyuyorduk ki o, salağın salağını bulmuş. neyi var neyi yoksa sermiş yeni ve sorunsuz sevgilisinin önüne.
bir de bizden farklı durumda olan kadınlar vardı.
hani şu zayıf olan kadınlar.
erkeklere bağımlı olanlar.
bir erkek olmadan var olamayanlar.
çalışmayan.
faturalarla; anlamadığı nereden yatırılırmış bilmediği için kesinlikle uğraşmayan.
torba taşıyamayacak kadar nazenin olduğu için alışverişe bile yalnız gitmeyen.
kendini altın tepsiler içinde sunan
lütfeden ve lütfettiği için kredi kartı limitini sonuna kadar dayayan.
ama hep huysuzluk eden.
hiçbir şeyi beğenmeyen.
asla mutlu olmayan doymayan
teşekkür etmeyen
minnet vicdan azabı duymayan
boşanırken adamın çorabına kadar soyup alan.
doğurduğu çocuğa bakmaktan aciz olduğundan, illaki bakıcılar tutturan.
bütün gün o kafe sizin, bu butik bizim,kuaför, spor center gezip duran.
akşam eve gelir gelmez yemek yok canım,bu gece nereye yemeğe gidiyoruz ?diye soran.
annesinin bir tanesi,pamuklar içinde yaşamaya devam eden.
bu nedenle çökmeyen buruşmayan,yıpranmayan.
işin ilginci daha da değerli olan...


Biz nerede hata yapıyorduk?