Aslında ben biraz anlattım dün gece
üstü biraz makyajlanmış, çevresi giydirilmişti...

ben o gece biraz sürtük'tümde,
o kadında ben değildim aslında,
sevdiğin kadında değildim elbet...

sevilebileceğini sevip,
sevişini seyretmek istiyordum...
sevişini seviyordum...

Bir yılan gibiydim çoğu gecelerde,
Ben aslında o kadındım da...

Gidişlerim olmazdı benim
aslına bakarsan sevmiyordum veda sahnelerini
-mış gibi yapardım sadece,
-Gitme!
Demeni beklerdim...
Gitme derdin...

Yalanlarda söyledim,
Cevaplarını bildiğim sorularda,
Yanıtlarımı saklarken...
gidiyorum ama, aslında nereye gittiğimi ben de çok iyi bilmiyorum...
Gidişlerimdi beni güçlendiren, gitmeye çabalamalarım-dı..
Gelişlerim-di beni hüzünlendiren,
mış gibi yapmalarım-dı
kırıyordum
incitiyordum
sonunu düşünmeden çığlıklar atıyordum
gidiyordum aslında her defasında
sen bilmiyordun
geleceğimi bilerek, gidermiş gibi yapmalarım-dı
aslında gidiyordum...
her gidiş gelişlerim,
bir sonraki çığlığıma zemin hazırlıyordu
sen duymuyordun...
Biliyordum aslında,
yapamıyordum...
Dağınıklıktandı bu halim,
geçmişte biriktirdiğim hüzünlerim...
Ben geceyi tutuyordum,
sen çelişkilerini...
usul usul yağmur yağıyordu,
kopmuş ruhuna...
uykusu ağır gecelerde,
ruhunun üzerini örtüp,sıkıca sarıyordum kırgınlıklarımı... 
birbirimizden kaçırdığımız sözlerimiz,

şimdi birbirimizden kaçırdığımız gerçeklerle göz göze...



Aylardır kafes içinde sıkışıp kaldığımı hissediyorum…yada üzerine prezervatif geçirilmiş penis gibiyim…sıkıştım…hareket edemiyorum…küçücük parlak bir fikir belki de işimi kolaylaştıracak…

Fikirlerimi söyledikten sonra karşımdakinin fikrini sorup karşılığında
-sen bilirsin
Cevabını almak sanırım en son duymak istediğim şey oldu…

İşimden istifa etmek üzereyken, tayinim çıktı…aslında bu 3ay önce istediğim bir hareketti…ama zamanlaması kötü oldu belki de…çünkü artık işimden iyice nefret eder, uzaktan baktığım zaman kesinlikle bu noktada durmam gerektiğine o kadar eminken, yapamıyorum…

ne bir adım ileri nede bir adım geri gidebiliyorum…öylece kalakaldım…

Çığlıklarımı duyuyormusun?
-hayır sadece geçici
-geçmiyor,sesim kısıldı…
-geçecek elbet herşeyde hayır vardır,
-hayırlısı ozaman…

Bugün bir kez daha adımlarım tökezledi…
Bir hayat kurmaya çalışıyorum…
Yanımda destek olacak sırtımı sıvazlayacak bir el hissetmek…
Derdim onun derdiymiş gibi hareket edecek…

-Geçecek elbet
-Geçmiyor,her saniye daha da kompleks bir hal alıyor…
Dileklerim gözümün önünden geçiyor,nerede nasıl bir hamle yapmam gerektiğini bilemiyorum…

Mesela kutu gibi bi evim olsa…tozlu geçmişimin,anılarımın,hüzünlerimin,gelecek günlerimin tazelendiği bir yuva…mutfak penceremden dışarı kurabiye kokuları sızsa…
Maaşımın yarısından fazlasını heray o eve harcasam ama huzurum olsa…

Çokmu pembe gözlüklerle bakmış olurum?

  1. Her yaz olduğu gibi bu yazda çalıştım...hastalandım diye raporu ve sevgiliyi alarak bodruma gittim...7*24 sevgili ile beraber sıkılmadan bunalmadan yaşadım.
  2. HAYIR demeyi öğrendim.
  3. Anın tadını çıkarmayı öğrendim.
  4. "everything happens for a reason"

  5. İçimden iyi kötü ne geçirdiysem nasıl dilemişssem olabileceğini gördüm.ilahi adalet hatta tarih tekerrüden ibaret...
  6. "söz veremem hayat bozar" dediklerinde inanmaz sözler verilsin isterdim; şimdiyse hayırlısı...
yazamıyordum yazacak şeylerim vardı fakat uzerıne durup dusunmeme kararı aldığımdan beri tum iniş çıkışlarım anlık durumda...

özetle yazamıyorum!

Yardım edin!
çok mutlusundur, için içine sığmıyordur, onu ararsın çünkü biliyorsundur senin mutluluğun ile en az o da senin kadar heyecanlanır.

çok üzgünsündür, her şeye lanet eder bir haldesindir, onu ararsın çünkü biliyorsundur en az senin kadar canı yansa da teselli eder seni.

kafan karışıktır,ne yapacağını bilemezsin, onu ararsın çünkü biliyorsundur senden daha mantıklı düşünüp o anda öneriler getirir.

aşık olursun, terk edilirsin, terk edersin, birinden kazık yersin ilk onunla paylaşmak istersin çünkü senin bir diğer yarın olmuştur artık.

yanındayken vakit nasıl geçer anlamazsın. bazen öyle bir hal alır ki birkaç gün görüşmeyince karşılıklı oturup dertleşmekten, biriken mevzuları konuşmaktan yorgun düşersiniz, kalan son enerjinizle halinize gülersiniz kahkahalarla.

kimseyle olmadığın kadar doğalsındır onunla, gizlin saklın yoktur zaten gizlemeye çalışsan da anlar bir bakışından, sesinin tonundan.

yeri gelir seni senden çok düşünür, bilir ne kadar iyi niyetli olduğunu hatta bazen de saf olduğunu, "dikkatli ol" der, dinlemezsin ama sonra yine kapısında bulursun kendini dağılmış bir vaziyette. işte o zaman kıymetini anlarsın bir kez daha.

onu her gördüğünde şanslı hissedersin kendini, yüzüne söyleyemesen de her zaman, "iyi ki varsın" dersin hep içinden.

tüm varlıkların en değerlisidir dost. candan öte canınız, mutluluğu mutluluğunuzdan önemli, canı canınızdan önemli... o üzüldüğünde dünyanız yıkılır, o sevindiğinde üzgün de olsanız mutlu olursunuz. onun tek sözü herkesin bin sözünden daha önemlidir. onun yüzünüze bir gülüşü bütün sıkıntınızı unutturur, yeniden doğarsınız. sevgiliyse canınızı sıkan, işte dostunuz, canınız karşınızdadır, aranızdaki ilişkide hiçbir çıkar yoktur sonuçta sizi çekmek zorunda değildir; ama o yapar. onunla ilgili olmayan hiç bir sorununuz aslında önemli değildir. dostunuz hep vardır, bir yerlerde bekler sizi. belki üzgünken bulursunuz onu, belki de hayatınızdaki en güzel günü birlikte geçirirken tanımışsınızdır, hissetmişsinizdir o olduğunu...

ama onu bulmak çok zordur, herkes sevgiliniz olabilir fikir ortaklığınız varsa; ama sevgiliniz sizi sırtınızdan vurduğu zaman bile yanınızda olup size karşılıksız yardım edebilen çok az insan vardır nefes alan...

onun yanında mutlak huzurun ne olduğunu anlarsınız, kızsanız bile asla kızmış olmazsınız. eğer sizin tarafınızdan üzüldüyse ...

onunla bir şeyler yaparken hayatınızın geri kalanında onsuz yaşayacağınız her şeyden daha fazla mutlu olursunuz. sorunlarıyla ilgilenirsiniz çünkü sizi deli gibi rahatsız eder. her şeyinizi anlatabilirsiniz ona, diğer sevdiğiniz arkadaşlarınıza da her şeyi anlatabilirsiniz ama dostunuzun sadece dinlemesi bile yeterlidir.
o size kırgınsa ne yapacağınızı şaşırırsınız, asla aptal bir kendini affettirme çabasına değil resmen bir hayat savaşına girersiniz içinizde.

eğer sizi kırdıysa üzülmenin ne olduğunu tam anlamıyla öğrenirsiniz, anlam veremezsiniz buna. hele ki iş uzadıysa, o gün hiç onu aramayacak bile olsanız telefon açıp: "nasılsın" diyemeyecek olduğunuzu düşünmek bile krizlere sokar sizi. güneş bir daha hiç doğmayacakmış gibi gelir, içinizdeki güneş batmıştır çünkü.

dostla dargın olmak yapılabilecek en son ve nedensiz şeydir. aranızın düzelmesi sadece birinizin sırıtmasına bakar, başka kimseye ihtiyaç yoktur. zaten dostunuzla aranızda kimse olamaz. dostunuza asla sırtınızı dönemezsiniz, o ne yapmış olursa olsun. aranızda kilometreler de olsa aradan geçen zaman hiç bir şeyi yıpratmaz hatta güçlendirir, anlatılacak şeyler birikir; ama aslında anlatılacak şeylere de ihtiyaç yoktur.

sessizce yanınızda oturması bile geriye kalan yılların hepsine eşittir. hakkında sayfa sayfa yazı da yazsanız boştur onun değerinin en ufak bir kısmını bile anlatamazsınız. ruhunuz tek olmuştur artık kitaplar da yazsanız zırvadan başka bir şey değillerdir.

en önemlisi de bunların hiçbirini ondan beklemezsiniz, bekleyemezsiniz.  çünkü onun mutluluğu sizinkinden önemlidir. canınızı verirsiniz onun için.

içinizde garip bir sıkıntı varken size masal anlatabilendir. aptal ayakkabınız ayağınıza vurduğunda size ne kadar mızmız olduğunu söylemeyen, aksine oturacak yer gösterendir. başka bir şehre gitme olasılığı belirmişken gözleriniz yaşardığında kendi gözlerinde aynı yaşlar belirendir.

zor gününde demiş mi sana "derdin derdim, mutluluğun mutluluğum" diye...
Aşırı depresif bir tonda,

ne kadar kötü hissettiğimi anlatmaya devam ettim bir süre...

Söylediğim şeylerden bazıları gerçekten ümit vericiydi.

Ortaya koyduğum şeylerin hiçbirinde,

depresyona neden olacak bir şey olmadığını söylüyordu...

Ne zaman yanlış bir şey yaptığımı düşünsem,

Kendimden korkuyordum aslında..

İç dünyama daha fazla derinlemesine inmek isterken,

Bloke olarak buluyorum kendimi ve daha ileriye gidemiyorum...

Bu durum,

Bana bir şey veremez miydi?

Beni bu durumdan çıkarak bir kıvılcım?

Bu benim için olağan dışı bir içtenlikti.

içime dönükken ifadesiz bir şekilde ümitsiz olmam gibi bir şey bu.

Sadece olayın yeterince büyük olmadığını düşünüyorum aslında...

gözlerim dalmış, derinlerde görünürken ben, ne düşünüyorsun diye sorduklarında..."mmm...hiç" diye cevap vermek tuhaf gelir ilk anda...
o anda ne düşündüğümü saklamak değildir amacım...gerçekten hiçbir şeydir düşündüğüm...düşündüğüm şeye isim ya da kalıp bulamam daha doğrusu, hem her şeyden bir parçadır, hem hiçbir şey...

samimiyet ve içtenlikle de "hiç" derim... bu cevabın samimiyetini kaldıramayacağını,bu cevaba inanmayacağını düşündüğüm biriyse eğer karşımdaki, uydururum bir şeyler.. ya daha önceleri kafanı kurcalamış bir konuyu atarım ortaya ya da duruma uygun yaratıcılığımı kullanırım...

hani sordun ya en başta..şimdi diyorum ki sana..
hiçbir şey düşünmüyorum...
Aklım bomboş değil ama,dolu da değil...
çok şey söylemek,yazmak isteyip,hiçbir şey yazamamak...
kelimelerle cambazlık yapamamak, düşüncelerle dans da,kavga da edememek...
bir durağanlık halidir gidiyor..
ve ben rahatsızım bu durumdan...
uymuyor ruhuma...
hiç olmadı kendi kuyruğumu yakalama oyunu oynardım, şimdilerde o da yok...

sundurmada...üzerimde battaniye...gün batımı...önüm yeşil çayır...rüzgar hafif Efil...gözler yarı kapalı...derin düşüncedeymiş gibi uzaklara dalgın...bir yoldan geleceği bekler gibi...
bekliyorum bakalım...vardır bir hikmeti ala ya da bir bela... soru geliyor...

"ne düşünüyorsun? "...

-hiç...

yeryüzünde yalnız biz vardık.
bir kuştan daha cesur ve hafiftin.
bir hayal gibi, merdivenleri uçarak, yağmurlarla ıslanmış leylakların arasından... 
geçirip, aynanın ötesindeki ülkene götürürdün beni. 
gece çöktüğünde, bana mutluluk verirdi. 
mihrabın kapıları açılır, ışıldardı yavaşça, yere uzanan çıplak bedenin. 
ben uyanır, "tanrı seni kutsasın" derdim. o
ysa bilirdim bunun ne kadar cüretkar ve manasız olduğunu.
sen uyurdun.

beni reddedip
beni geçip
beni seçip
beni süzüp
ezip..
gidenlere selam vermeliyim belki
kim bilir...

Aslında Sözüm Çok, Demeye Korkuyor, 
Üşeniyor, Değmiyorum. 
Susuyorum Bir Nevi. Bir Nevi Özet Geçiyorum.
Kumral Enselerin En Güzel Kokulusu...
Bir Fırtına Çıkar, Deniz Taşar, Uçaklar Düşer, İklimler Değişir Diye Bekledim Arkandan; Belki O Zaman Dönerdin Çünkü. Oysa Herkes Gibi Ben De Dönmeyeceğini Biliyordum.

Gidişin Sigara Almaya Gitmiş Geleceksin Gibiydi... 
Sen Gittiğinde Sigara 3,25 TL idi Şimdi ise 4,5 Tl...
Sigaraya Bile Zam Geldi Sen Gelemedin...

Yaşadığın Her Şey Koruyacak Tazeliğini? Sanıyor Musun Üstü Tozlansa Unutulur? Küçük Bir Sallantıya Bakar Silkelenmesi. İçinin Yıkılmasıyla Altında Kalan Her Şey, Kırıklarını Temizlemeye Çalışırken Ortaya Çıkar Ve Canını Yakar Bir Kez Daha Hatırlanmasıyla. Hafıza Bu, Alır Saklar Ummadıklarını Sonra Sorarsın Bunu Nasıl Hatırladım Ben Şimdi Diye. Hayatın Oyunu Da Bu, Yaşadıklarını Hatırlamak, Hüzünler De Getirir.

Zaman İlerlerken Tazeliğini Koruyanların Hatırlandığında Gülümsetecek Şeyler Olmasını İsterim Ama Üzülüyoruz Bazen İşte. Anlatamasam Ve Anlayamasan Da Mutluluksun Bana.
Ama Ben Beni Her Gece Masallarla Uyutan, O Şefkatli Adamı Çok Özlüyorum...

Sahi, Sen Gerçek Miydin?
Konuşmuyorum, Anlatmıyorum Artık. Kalan Ne Var Ki? Hatırladıklarım Söylediğim Gibi En Sahtesi, Kendi Yarattığım, Oynadığım, Sevinip Üzüldüğüm Bunca Zaman Süren Bir Hayattın. Sen Hayatımda Bir Hayattın, Yalanım Yok. En Güzel Hatırladığım Olacaksın, Hiç Unutamayacağım. Şimdi Geçeceğim Senden, Kazanmak İçin Nasıl Da Hırpalanmıştım. Nasıl Da Savunmuştum, Öyle Sandım Ki Doyamayacağım Sana. Tekrar Doğmak İstedim Hatta, Tekrar Tekrar Yaşamak... Nasıl Böyle Sevdim, Tam Da Beceremem Dediğim De...

Doğrusu Bu Belki Herkes Kendini Yaşıyor Ama Ben Çok Vazgeçmiştim... Şimdi Sensiz Bırakıyorum Kendimi.Hayır Özüm, Suç Benim Değil. Bu Kez Değil. Yine De Canım Yanıyor, Sana Sinirim Geçtikçe Canımın Acısı Çıkıyor, Sanki Canım Çıkıyor. Kırılmanın Sıcaklığıyla Hissetmemek Bir Süre, Sonra Yavaş Yavaş İçine Akan Sızı, O Kırığı Oynatamamak..Kırıksın Artık. Üstelik Çok Da Uğraşmışken Olabilmen İçin.

Normalleştik Birbirimize... Şimdi Acıtıyor, Sonra Sıradanlaşacak. Onu Da Geçince Eskiden Tanıdık Olacağız Üstelik Koca Bir Hayatken Hayatlarımızda.. Komik! İşte Bu Çok Komik! Kabul Edilemeyecek Gülüp Geçilecek Kadar Komik... Ama Ben Bu Gece Bunu Göze Alabilecek Kadar Komiğim..
Yarım Uyandım Bugün,Dün, Gittiğin Günden Beri... Üstüm, İçim, Kalbim Nasıl Ağır Bilsen. Hava Da Ağır. Yağmur Yağar Ben Ağlarım, Ağladıkça Yağar Hüznüm, Yaralarım Yumuşar. .

Yalnız Uyanıyorum Bu Sabahlara. En Zor Sabahlara. Kalkıp Bıraktıklarını Toplama, Bir Daha Olmayacağın Düşüncesine Alışmaya Çalışma Eziyeti.

Sen...
Çok Eski Bir Yerlerde Bıraktığım Acıyı Hatırlattın.
Yokluk Acıtmazdı, Gidebilirdi Herkes, Tedbirli Ve Korunaklıydım, Sevmiyordum Kısaca.
Ama Sen...Sevebileceğimi Hissettirdin. İstemediğin.. İçimi Gördün Sen, Sana İçimi Gösterdim Arınıp Kendimden. Şimdi Gidersen...Yanında Beni De Götürsen..

Ne Demiştin, Gözyaşlarımızı Son Güne Mi Saklayacaktık?

Ardından Söyleyeceğim Her Kelime, Sadece Ses Yığını Olacak, Öyle Uzak Gerçekten.
Sadece İyi Yolculuklar...
Kimseye Gösterme Beni Biriktirdiğin Yerleri...

Bir Adım Ötesi; Oradan Baktığımda Görebildiğim Kadarıyla Seviyorum Seni, Göremediğim Yanlarını Olmasını İstediğimle Tamamlayarak…

Kırılmıştı Kadın
Yaraları vardı gizli...
Kırık dökük umutlarının enkazı hala kalbinde belki.
Yorgundu hayallerini kovalamaktan, kovalayıp yakalayamamaktan.
Doğru adama kadar yalnızdı kadın.

Oysa o da kurmuştu zamanında...
Dun gibi hatırlıyor, güzel güzel hayaller, o da inanmıştı bir artı bir'in bir edebileceğine...

Genç kızlık hayalleri kağıttan kulelerdi, kumdan kalelerdi yaşamının Kıyılarında dalgalara teslim olmayı bekleyen...
Yıktı geçti buyuk buyuk dalgalar, olsun dedi...


Sahil uçsuz bucaksız...
Çekti kendini azıcık geriye...
Yeniden aldı kovasını küreğini eline...
Daha iyi kardı harcını, daha sağlam attı temelini
- ya da öyle sandı 
- bu defa... 
 
Yeniden yıkılışını seyretti emek emek inşa ettiği her şeyi...
Ne gözleri kurumak bildi, ne duaları bitmek ne de yüreği susmak...


Bu kez gözyaşlarıyla kardı harcını...
Benim özüm onun özü olacak, ben nasıl güçlü durduysam o da öyle ayakta kalacak diye...

Sandı ki gözyaşları gibi saf ve katıksız olacak her şey...
Lakin bu kez gelen dalga değil rüzgardı...


Eserken onun başında kavak yelleri, solurken başka bir tenin kokusunu bu denli derin, üşümeye aldırmaksızın açarken içini rüzgara, yığıldı sahilin tüm kumları üzerine...
 
Ne mi yaptı sonra?
 
Güç bela kalktı, üzerini silkeledi, yıllardır oynadığı yere baktı... Kendinden bir iz göremeyince, çözdü ipini...
Aldı rüzgarı arkasına savruldu uzak diyarlara...
Kurtuldum sandı ama yine yanıldı...

Gelecek, bulacaktı aynı dalga sesleri onu bu kez o uzak kıyılarda...
Aynı rüzgar bir beyaz yelkenliyi yanaştıracaktı bu kez kıyılarına...

Hadi bin geri gidelim, burası değil evimiz değil diyecekti...
 
Binecek, adı gibi biliyor... yine güvenecek o rüzgara, o dalgalara... Bu defa tepetaklak olup bulmasa bari kendini dalgaların kucağında...

Çünkü çırpamaz bu kez ayaklarını...



Korkuyordu başa dönmekten, başa döndüğü yolun başındaki ılık sonbahar esintisinden, düşünmeden savurduğu çakıllarından yeni bir yol yapmak zorunda kalmaktan korkardı... beraber başladığı ilk tümsekten sonra yanında bulamamaktan, biz diye üzerine titreyerek yazdığı masalın gökten düşen çürük elmalarının altında ezilmesinden korkardı en çok...
 

Kırgınlıkları vardı naftalinleyip sandıklara kaldırdığı...

Aşk diye yanıldıklarıydı belki de...

yorgundu; her zaman, her şeye..
ne birine, ne de bir yere ait olmak istemedi,
bilirdi ki canı acır:
biraz samimi davrandı mı karşı taraf; altında bir şey arardı- bir sebep..
kolay kolay kimsenin hayatına giremezdi, kendi hayatına da girmeye çalışanlara tepkiliydi..

Ait olamayan kadındı; cesur, kalbini tamamı ile hayata açmış, duvarsız, sevmeyi bilen yaşamayı bilen, deli gibi tutkulu, yeri geldiğinde aşkını yeri geldiğinde acısını dibine kadar yasayan;
Hatta acıdan geberen ama buna rağmen tutkusundan ve sevebilme yeteneğinden vazgeçmeyi asla seçmeyen, duyarlı ve görebilen, hayatın göz boyayıcı akışında sürüklenmeyen, ruhu olan, gerçek olan kadındı.
Ama yazık ki beklentisi çok yüksekti. Çünkü; duyarlı algılayabilen tüm kalbiyle orada olabilen ama duygularına köle olmamayı başarabilen biriyle bütün olabilirdi.
Kadın şanssızdı belki de...

Kadınım kelimesini duymayı ister, duyardı da bazen, ama bilirdi o sadece laftadır, laftır.


"O gün o hava alanına hiç gitmemiş olabilirlerdi… İkisini karşılaştıran o tesadüf hiç gerçekleşmemiş olabilirdi…”

Nadir de olsa seyahat etme fırsatının olduğu bir işte çalışıyordu genç kadın. Patronunun başka bir şehirde kısa süreli bir iş için çalışabilecek birini aradığını duyduğunda hemen atladı. Burada - bunca kalabalığın ortasında yalnızdı ne de olsa. Hem İzmir güzel yerdi, denizi de vardı, kıyısında soğuğa rağmen dondurma da yiyebilirdi

Hava şartlarından dolayı uçağın biraz geç kalkacağı anons edilmişti. Oysa tam da hazırlamıştı kendini yolculuğuna. Keyfini en çok kaçıran şeylerden biriydi hayatta, tam da heyecan kokusu üzerine sinmişken planlarının ertelenmesi. Ayrıca İstanbul mevsime göre güzel bir havayı üflüyordu üzerine…

Bir kahve söyledi, köşedeki cafeye oturup. Yolda okumak için aldığı dergilerden birini çıkarttı çantasından. Ya da çıkartamadı, çıkartmaya yeltendi. Aslında o kısmı tam olarak hatırlayamıyordu, çünkü tam da karşısında oturuyordu genç adamın.

Kaç yıl geçmişti? Genç adama sorsalar belki "2–3" diyebilirdi, oysa kadın gerçek hesabı biliyordu o bilmek istemese de. Aradan 3 yıl 11 ay 26 gün geçmişti. Toplamda 7 yıl 11ay 26 gün olmuştu. Kalkmakla kalkmamak arasında bocaladı. Kafasında; genç kadını bir başkası için bırakıp giderken söyledikleri yankılanıyordu (acaba hiç çıkmış mıydı aklından?). "Gitmeliyim" demişti adam, "Bilemeyiz değil mi gitmezsek değip değmediğini?"demişti kadın da…

Kahvesi geldi. Gidip gelmek arasında bilinçsizce bocalarken gözlerini yakalamış oldu ki kalbinde bir kelebek can verdi ansızın. Oysa 3 sene 11 ay 26 gündür onunla kanat çırpıyorlardı olanca güçleriyle, onunla direniyorlardı ölmemek için..

Garsonun masaya koyduğu ahşap kutuya hesabı bıraktı. Gürültüden duyamadığı bir sesle bir şeyler söyledi genç adam garsona. Belki de onunla ilgili sanıyordu genç kadın? Görmüştü gözlerindeki soru işaretlerini... Gözlerini gözlerine değdirmemişti.

Kalktı; 3–4 adımlık mesafeyi 7 sene 11 ay 26 günde yürüdü kadın. Saçlarında beyazlar vardı oysa çok gençlerdi… Ne kadar da güzeldi hala ve o an ne kadar da isterdi biraz daha güzel gözüküyor olmayı..

Genç kadın Hemen yanında duran sandalyeyi kenara iterek yanından geçti. Bakmamıştı bile yüzüne, öylece geçip gitmişti. Biliyordu, bütün kelebekler aynı anda son nefeslerini verdiler kadının içinde, rüzgâr batıdan esti ansızın, tanıdık bir parfüm kokusuydu onun için kokusu, gözlerini yakmış olmalıydı yoksa akmazdı yaşlar ince ince.

Gitseydi değil mi arkasından? Yapamazdı ki... Terk edip gittiğinde de böyleydi işte. Onu bir kenara itip kanatlanmaya gitmişti adam ve sadece bakmıştı gene arkasından adam ...

Uçağa binmesi gerektiğini hatırlattı bir anons ve ne yöne gittiğini bile bilmeden sadece yürüdü, uçtu, gitti, döndü.

Genç kadın 3 sene boyunca onu orada görüşünün her yıl dönümünde aynı akşam saatlerinde aynı cafede aynı kahveyi sipariş etti. Hiç oturmadı karşısında, aynı garson hep başkalarına götürdü o ahşap kutuyu, üstelik bir söz bile aldı sonunda; tarif ettiği adam gelirse kendi el yazısıyla ismi yazıyor olacak o kutuya bırakılmış bir kağıtta..

3. kez tek başına gittiği akşam, ne kadar da hareketliydi hava alanı. Belli ki şuradaki kadın sevgilisini uğurlamıştı az önce, yoksa neden yüzüğüne bakıp ağlardı ki? Gerçi biraz abartıyordu ama "aşk"tı işte; hangimiz bazen abartmazdık ki? Ya en son 3 sene önce bindiği hava yolu şirketinin gişesinin önündeki kalabalığa ne demeli? Bağıranlar, yere çökenler, etrafına bomboş bakanlar, telefonla konuşanlar? Bir gariplik vardı ama neydi?

Neyse; o cafeye odaklanmalıydı. Biliyordu, bu kez gelecekti adam. Bu kez soracaktı değip değmediğini, bu kez ertelemeyecekti vazgeçmediğini söylemeyi…

En azından artık değdiğini biliyordu."



güçlü olduğumuz için her işimizi kendimiz halletmeye alışmıştık.
ailelerimiz öyle yetiştirmişti bizi.
sonra üniversite...
hemen arkasından iş hayatı...
evdeki ampul, k
ırık menteşe, gece yarısı tutan böbrek taşı ağrısı vız gelirdi bize.
faturalarımızı kendimiz yatırıyor, döndürüyorduk bir şekilde çarkımızı.
ayrıca kendi ağırlığımız yetmezmiş gibi çevremizde kim varsa onları da sırtlanıyorduk.
Özgürdük, dimdiktik, güçlüydük.
aşık olduğumuzda hissederek yaşıyorduk.
öyle kurallar, büyük beklentiler filan yoktu.
kimseye problem çıkarmıyorduk.
bütün gün eşek gibi çalışıyor, sevgilimizin canı istedi diye de, işten çıktıktan sonra, gidip alelacele hazırlanıp, bizi evden almasına gerek bile bırakmadan , neredeyse ona gidiyorduk.
bir şey istemeyecek, sızlanmayacak kadar güçlü olduğumuzdan sorunlarımız kendimiz çözmeye alışıktık.
sevgilimizin haberi bile olmuyordu çoğu zaman sorunlarımızdan.
kimsenin bize acımasına tahammülümüz yoktu.
sonra bir bakıyorduk ki kimse hakikaten acımıyordu.
ağlamayan çocuk ve meme hesabı.
artık dayanamayıp ta içimizdekileri biraz dile getirecek olsak sorunlu, kaprisli, feminist, tahammül edilemez, bunalımlı oluyorduk.
çaresiz sesimizi kesip yola devam ediyorduk, bu nedenlerle terk edildiğimizde.
sonra bir duyuyorduk ki o, salağın salağını bulmuş. neyi var neyi yoksa sermiş yeni ve sorunsuz sevgilisinin önüne.
bir de bizden farklı durumda olan kadınlar vardı.
hani şu zayıf olan kadınlar.
erkeklere bağımlı olanlar.
bir erkek olmadan var olamayanlar.
çalışmayan.
faturalarla; anlamadığı nereden yatırılırmış bilmediği için kesinlikle uğraşmayan.
torba taşıyamayacak kadar nazenin olduğu için alışverişe bile yalnız gitmeyen.
kendini altın tepsiler içinde sunan
lütfeden ve lütfettiği için kredi kartı limitini sonuna kadar dayayan.
ama hep huysuzluk eden.
hiçbir şeyi beğenmeyen.
asla mutlu olmayan doymayan
teşekkür etmeyen
minnet vicdan azabı duymayan
boşanırken adamın çorabına kadar soyup alan.
doğurduğu çocuğa bakmaktan aciz olduğundan, illaki bakıcılar tutturan.
bütün gün o kafe sizin, bu butik bizim,kuaför, spor center gezip duran.
akşam eve gelir gelmez yemek yok canım,bu gece nereye yemeğe gidiyoruz ?diye soran.
annesinin bir tanesi,pamuklar içinde yaşamaya devam eden.
bu nedenle çökmeyen buruşmayan,yıpranmayan.
işin ilginci daha da değerli olan...


Biz nerede hata yapıyorduk?
ilişkiler konusunda oldukça şey yaşamıştım ama bu kadarı da yuh artık dedirten cinsten...

bundan yaklaşık 3-4 ay önce şirkette benden kıdemce büyük hatta neredeyse şefim olacak biri ile toplantıda tanıştık. Beni çok sevip akıllı çalışkan vs bulup şefleri ile beraber beni onların departmana almaya karar verdiler. Yakınlaşma tadında bir şeyler sezdim fakat üstünde durmadım...neyse yakınlaşır gibi olduk kendime şans vermek istedim belki de olurdu...korkmamam gerekti ilişki modundan...

ilk dışarıda buluşmamızda mekan değişikliği yapalım dedik ve arabada seyir halinde iken sahil şeridinde
  • acaba kayalarda mı otursak? Dedi?!?!?!

şok şok şok

liseli miyiz ?okul mu kırdık? Ya da kaçamak mı yapıyoruz da sahilde kayalar üzerinde oturucaz????

karşıdaki çay bahçesine gidelim bari diye bir teklif sunduktan sonra orada da 1 saat konuşmadan oturup uykum geldi falan diyip kaçtım yanından...

evet olmayacaktı belliydi...

ertesi gün aksam bana gel triplerine girdi?!?!?! ne işim var senin evinde geri zekalı tabi bir güzel o lafı ona yedirdikten sonra klasik erkek triplerine girdi fln vs...bu durumu Birkaç kere daha yinelemeye yeltendi ve direk tasfiye ettim...

hem aynı departmanda çalışıyorduk, hem selamlaşmıyorduk hem de ben kendisini görmeye bile tahammül edemiyordum. İtici geliyordu konuşması yemek yemesi kısacası varlığı gereksiz bir adamdı çünkü...

bu olaylar çok çok taze iken bir gün ben odaya girdim ve diğer çalışma arkadaşlarımızdan biri ona o sırada -seninki Ankara'dan geldi mi dedi? lafın üzerine ben geldim sustu ve cevaplamadı sanırım kız arkadaşı var falan diye düşündüm...

zamanla bu durum aynı ortamda yüzüne bakmamaya kadar gitti...

bugün akşam saatlerinde yanında bir kadın ve bir çocukla iş yerine geldi...

diğer çalışanlar çocuğu aldı seviyorlar yemek yediriyorlar yanında ki kadına odaya geç falan diyorlar...bende ortalıkta kimse yokken bu kimin çocuğu dedim.

- Bora abinin çocuğu!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

  • aaaaaa o evli mi ki?


  • Tabii canım 3 yaşında çocuğu yanındaki bayanda karısı


  • aaaaaaaaaaaaaaaa ben bilmiyordum

ağzım açık yuh diyerek izliyordum etrafı ve suratına hala bakmıyorum göz göze gelmiyoruz...

bir yaşıma daha girdim kısaca...ve hiç anlamamıştım...
içimdeki şeytan uyandı o an...dedi git karısına hanım hanım kocan her gördüğü kıza sarkıyo... kadına mı acıyayım herifin şerefsizliğine mi vereyim bilemedim...

ağzım açık kaldı...

not: bahsi geçen şahısla ilişkim çay bahçesinde kalmış ve daha ilerisi olmamıştır. bir daha iş dışında görüşmek istememiştim...isabet olmuş


2009...Güzeldi...acıydı tatlıydı...dosttu...aşktı...can kırığıydı...ümitti...beklemekti...dua etmekti...sabırdı...doğruydu...aldanıştı...inanmaktı...yalandan değildi...gögsünde uyumaktı...gögsümde uyutmak için tanrıma yalvardığımdı...dikişlerine pansuman yapmaktı...egosuzdu...çıkarsızdı...artniyetsizdi...gözyaşıydı...kahkahaydı...notaydı...
metronomdu...doğruydu...

gelinlikti...zamandı...herhangi birşeydi...aynada ki aksi yüzümdü...öfkeydi...bedduaydı...hayırdı...yarımdı...yalnızdı...toplamaya çalışmaktı...üşümekti...atkıydı...şenlikti...kaçıştı...hazmetmekti...çabalamaktı...büyümekti...


kar yağışını beklemekti...güneşin doğuşuydu...yatağımdan duyduğum martı sesleriydi...doğumgünüydü...sindirmekti...olmamış saymaktı...unutmaktı...özlememekti...belki de başka gezegenlerdeydi..