2009 belki sizin uğurlu yılınızdı, belki çok fazla canınız sıkıldı...
Belki istifa ettiniz,Terfi ettiniz, belki ayrıldınız evinizden, yalnız kaldınız, üzüldünüz, ağladınız...
Arkadaşlarınızı elediniz belki, belki de yeni arkadaşlar edindiniz...
Düşmanlarınızla barış imzaladınız, dost sandıklarınızla ayran içmeden ayrı düştünüz...
Kendinizi sevdiniz, kendinize çok kızdınız, küstünüz belki...
Kendinizle yeniden tanıştınız belki de...büyüdünüz...
Ne istiyorumları bir kenara attınız,Ne istemediklerinizin listesiyle doldunuz...
Kafanızdaki birçok dileği ertelediniz belki...yerine daha güzel hayaller kurdunuz...
Bilemiyorum, hayat işte. Şimdi 2009 geride kaldı, önce düşünün size ne kaldı...

dileyin 2010'dan ne dilerseniz; çok isterseniz 'olur' derdim ben, öyle inanır, öyle yapardım her zaman ama yok olmuyormuş kaderde yokmuş. ama yazgıymış kader. yada yazgıdır keder...

Artık ne istiyorsanız, 2010'da sizlerle olsun, sizin olsun... Kendinize inancınız tam, hayatın size kıyağı bol olsun.
2010'dan iyisi Şam'da kayısı olsun.

Ho ho hoooo iyi seneleeerrr.


Atkını tak boynuna, rengârenk atkını.
Çizmelerini giy. Not defterin, kalemlerin dolu çantan; omzuna asılı.
Saçların ne uzun, ne de kısa şimdi, rüzgâr dalgalandırmıyor.
Başında beren, başının yarısı dışarıda, öyle daha güzel oluyor.
Pespembe olmuş burnun, bir film karesinden başka bir şey değilsin;
Filmlerin büyüsüne inat beresine kadar gerçek.
Yağmur yağmış bir önceki gün,
Bugün kuru soğuktan ibaret,
Bomboş cadde,
Çam ağaçları var mağazalarda,
Cadde her zamanki yılbaşı hazırlığına girmiş,
Vitrinler yılbaşı sloganları dolu,
Şanslısın,
Biliyorsun ki en büyük hediyen bağımsızlığın,
Yaratıcılığın,
Soğuktan pespembe olan burnunun keyfine varabiliyor olman.
Bir şeyler yapmak için birilerine ihtiyacın yok,
Yalnız da varsın,
Keyifle.
Dergiler alıyorsun kendine köşedeki sıcak kitapçıdan,
Kolunun altında,
Birde dergilerin şimdi.
Giriyorsun pastel tonlarla dolu o kafeye,

Ve en sevdiğin kahve…



"Hayat akıp giderken bana bulaşmasın, değmesin, dokunmasın… Ben onu rahatsız ediyor muyum? " Diye geçirdi içinden genç kadın...

bu yılı pekiyi değildi kadının, yenisi bundan iyi olsun istiyordu, ama bir sonrakinden de kötü olmamalıydı...

Biran önce orta yaşlı ya da şu büyüme işi sona ererken; tamda burada, sevdiğinin kokusunu içine çekerken kalmak istiyordu…

İçindeki huzursuzluğu silecek “bir şey” istiyordu, mutluluğu huzursuz ediyordu… Herhangi bir şey, belki biri, bir söz, bir his, bir işaret, bir şey… "Çok kırıldım, tamir olmak istiyorum…" Serzenişleri duruşuna bile yansımıştı...

En sevdiği kitabı ilk kez okuyormuş gibi okumak istiyordu sevdiğinin aklından geçenleri…

Söyleyemedikleri vardı, söylemek istiyordu… 

Duymadıkları vardı, duymak istiyordu… 

Duydukları vardı, unutmak istiyordu… 

Unuttukları vardı, hatırlamak istiyordu… 

Kızgındı, kırgındı, geçsin istiyordu… 

İçindeki kış, bahar olsun istiyordu… 

Kadın sözünde duruyordu, herkes dursun istiyordu… 

Kadın yalan söylemiyor, kimse söylemesin istiyordu… 

Bir süre yok olmak, yokluğu fark edilsin istiyordu…

"anlatırken tut elimi uykuya dalıp gitsem bile bırakıp gitme sakın beni”.


Şimdi düşündüm de; yüreğime kaç kurşun atmıştın acaba giderayak da yalın ayak kalmıştım bir sokak ortasında elimde çocuk kalbi ayakkabılarım?

Her cümleme yarım başladım, benden gittin gideli... yada hiç gelmemiştin ben hep yarımdım, şarkımda dediğim gibi "yarım uyanıyorum yalnız uyanıyorum her yeni sabahlara en zor sabahlara" hiç bir cümlemi tamamlayamıyordum… eksikti her şeyim, eksiktim hayata, eksik kalmıştım olgulara... Soru işaretleriyle, noktalı virgüllerle çaldım biraz kendimden… Vazgeçtim cümle sonlarında anlam aramaktan, vazgeçeceğim çizerken bir yandan ağlamaktan… Çünkü çizseydim korkardım o sabah gittiğini anlamaktan...

Bakma kanadığıma; benimki mecburiyetten. Her sabah "aç kalbine" seni aramam gerektiği yazıyor çünkü reçetem de  her sabah bir martı kendisini beslemem için ağlıyor penceremin gölgesinde, kendime inanmam için biraz daha yalan söylemem gerekiyor her sabah…


İnan bana baba; “yarım kalmış bestelerin suçu hepsi…"

Gözlerim kapalı şarkımı dinlerken ne kadar kırılgan olduğumu yeniden fark ettim. Bir o kadarda duvarlarımı... Ne kadar kırıldığımı, ne kadar yorulduğumu...

Kimse hayatımı kolaylaştırmak adına bir çaba göstermiyordu, aksine dünyamın içinde bir yerlerde olan herkes bir şekilde hayatımda kaos yaratıyordu...


evet hayat sertti...benim yaşamım belki yaşıtlarıma göre daha virajlı daha süratli evet evet erekte olmuştu...yaşamım bana karşı erekte olmuş karşımda dimdik dikiliyordu...

belki benim seçimimdi, belki seçimlerimi ben bu şekilde yaptım, belkide bana sunulan şeylerin sonucu beni buralara getirdi, her ne ise... istediğim şey bu değildi bunu biliyorum...tam olarak bunu kastetmemiştim...

Sadece sevgili terk ettiğinde içine düşülen bir boşluk değil oysa ki yalnızlık; ki terk eden de yalnızdır aslında.. Yalnız bırakılmak facia gibi gelir insana. Oysa terk eden kişi algılarınızı sonuna kadar açıp öylece gider.. O yüzdendir öncesinde sizi ağlatmayan bir şarkıda hıçkırmanız, o yüzdendir kapağını bile açmadığınız bir şiir kitabının sayfaları arasında uyuyakalmanız, o yüzdendir dostlarınızın ne kadar dost olabildiklerinin ayrımına varabilmeniz, o yüzdendir kişilik analizlerinizdeki taraflılığınızdan sıyrılmanız… Öze in(ebil)mek yalnızlıktandır oysa.. 

Terk edilmek çokta kötü değil, giden sadece kendini götürür en nihayetinde.. Her ayrılık sonrası, kaybettiklerine değil, elinde kalanlarına, kurgularına ve yaşanacak ihtimallere ağlar insan.. Bazen biri dürter ve gider, bazen de içine düşülen boşlukta dürtülür insan.. Bu dürtülmeyle beraber şuur ya açılır ya kapanır.. Öyle ya da böyle terk ediyor ve terk ediliyoruz ve iyi ki terk ediyor ve iyi ki terk ediliyoruz.. Ölümlü olmasaydık bu sorun edilebilirdi evet, madem ki ölüyoruz o zaman çokta takılmamak lazım bu terk etme/edilme mevzusuna…

Yalnız kalan, yalnızlığı tercih edebilen ve bu süreçte kendine dönüp bireysel tahlillerinde bulunabilen kişi bilir ki, hiçbir şey sabit değildir içinde.. Yemek yer uyursunuz, sonra bir daha yemek yiyebilmek için midenizi boşaltır ve bir daha uyuyabilmek için de uyanık kalırsınız.. Hayatınızda binlerce insanın ya da tek bir kişinin olması hiçbir şeyi değiştirmez, sistem sadece bunun üzerine kuruludur (o yüzden benciliz)... İnsan, sosyal bir varlık olmak için programlanmamış olsaydı yalnızlık sorun edilmeyecekti aslında.. Yalnızlığı problem etmemek asosyalliği doğurabilir ya da kişisel gelişim sürecindeki en verimli zaman dilimini yaratabilir... En nihayetinde tu kaka değildir yalnız olmak... Kalmak... Bırakılmak... kimin kimi veya neyi terk ettiği hiç ama hiç önemli değil! 

Önemli olan bunları yaşamamız, yani her terk etme veya terk ediliş ile kaslarla çevrili kalbimizi, antrenmana tabii tutuyor olmamız. Yani belimizin, kalçamızın, bacaklarımızın kaslarını çalıştırıyoruz olmamız bize güzel geliyor da, kalbimizin kaslarını çalıştırıyor olmamız, niye acı geliyor? Vücudumuzun antrenmanlı olması iyi de, kalbimizin antrenmanlı olması iyi değil mi? Yani terk etmek veya terk edilmek bize; daha"fit" olmayı öğretmesi gerekmiyor mu? Ama bizler ne yazık ki her seferinde aynı acıları yaşamak ve dayanmak zorunda kalıyoruz. Hayat da işte bizi burada terk edip, bu acılara yalnız dayanma mecburiyetini veriyor. 

Ne yapalım? Hayatın bu gerçeğini öyle kabul edecek bu gücü bir şekilde kendimizde bulmamız gerekiyor...

Bu kadar ucuz muydu kalbe sevda satmak?
Her beden ve desende satılık sevgi var mı?

Aşkın kendisi özgürlük, kalbi serbest bırak...
geçici ve anlık heyecanlarla biriken, sadece biraz daha kaybolmak
Kaç aşk sandığımız insan bıraktık geride?
Her gelenin götürdüğü parçalardan eksik kalan yan,

Bu şehrin bir yerlerinde,
Tam da bu yazının yazıldığı gece yarısında,
Yağmur sesi bucaksızlığında,
Kim bilir kaç amaçsız ve içi boş sevişme yaşanıyor?
Karanlığın, kayboluşun üstünü örttüğü bu gece sabaha ulaştığında,
Kaç yastıkta makyaj izinden başka bir anı kalmayacak?
Şimdi akıllarında belki de başka birinin hayaliyle vahşice sevişiyor?
Kayboluyoruz!
Kadın çabalar.
Kadın koşar..
Kadın yalvarır..
Erkekse olağanda sertliğiyle durur karşısında..
Şiddet gösterir..
Kadın ağlar..
Erkek hakaret eder..
Kadın üzülür..
Sevdiği adamın her sözü kalbine bir ok gibi iner..
Erkek durmaz..
Devam eder..
Bilmez..
Erkeğin bilmediği bir şey daha vardır..
Yaptığı her hata kadının defterine bir çeltikdir..
Kadın her kırıldığında hayali defterine bir not daha düşer..
Her üzüntüde o deftere yeni satırlar eklenir..
Örneğin bir kaç kız toplandığında, defter açılır..
Kısmen..
Çünkü esas notlar her zaman en sona saklanır..
Satırlar süzülür gözyaşları eşliğine..
Nefretler dile gelir..
Boş telkinler eşliğinde..
Sonuçta dönülen nokta yine aynı olur..
O adamdır..
Kadın üzüleceğini bile bile gider o adama..
Başına gelecekleri bile bile tutar elini..
Kırılacağını bile bile sarılır boynuna..
Öper uzun uzun..
Erkek, kendisine verilen gizli bir şansı yine hiçe sayar..
Boş tartışmalarla heba olur geçen zaman..
Kadın yine üzülür..
Yine ağlar..
Ve erkek gider en sonunda..
Kaçar..
Kadın yaşayan ölü olur..
Attığı her adımda hüzün vardır artık..
Zamanla azalsa da içinde kalır hep bir şeyler..

Kaçıp giden erkeklerin geri dönmesi sıkça görülen bir durumdur..
Çünkü erkeklerin hayatı hep bir arayış içindedir..
Tutunacak bir dal aramakla geçer hayatları..
Gözünün önünde olanı değil başkasını arar..
Tüm kapılar kendisine kapandığında eskiler dönüş yapar..
Erkekler birer çocuktur..
En sert, en ciddi duruşun altında bile zayıf bir ruh vardır..
Çok çabuk incinir o..
Belli edilmemesi için şiddete başvurulur..
Sürekli istekler, sürekli engellemeler hep bundandır..
Erkekler sanıldığı kadar güçlü değildir..

Kadın üzüldüğünde kolay kolay silemez yaşananları..
Kadınların en sık başvurduğu beyaz yalandır bu..
Unuttum, boşver vs..
Her ayrıntı bir nottur kadının gizli defterinde..
Her notun bir çıkış zamanı vardır..
İlişkilerde iktidar her zaman kadının elindedir..
Kadın bir süreliğine erkeğe devreder ünvanını..
Erkeğin üstün görünmesi hoşuna gider..
Çocukluğundan beri liderlik kompleksleriyle büyüyen erkek bu ’’geçici’’ ünvanı sürekli sanır..
Kendi küçük egoları yüzünden büyük yaralar açar sevgilinin kalbinde..
Aşkın son, nefretin ilk damlalarını damlatır sevgilinin kalbine..
Erkeğin her hatası kadının içinde saklanır..
Aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkmak üzere depolanır beyninde..
Kadın sadece uygun zamanı bekler..
Ölümcül darbe hazırdır..
Hiç beklenmedik bir anda notlar çıkartılır ortaya..
Hatalar bir bir sıralanır..
Defter açılmıştır..
Erkeğin bir zamanlar basit gördüğü şeyler şimdi kabusu olmak üzeredir..
Kırılan kalp tekrar onarılamaz..
Kadının iktidar zamanı gelir..
Erkek gerçekle yüzleşir..

Her kadın biraz zalimdir aslında..
Sadece bunu her zaman belli etmezler..