Terk etmek...Terk edilmek...


Sadece sevgili terk ettiğinde içine düşülen bir boşluk değil oysa ki yalnızlık; ki terk eden de yalnızdır aslında.. Yalnız bırakılmak facia gibi gelir insana. Oysa terk eden kişi algılarınızı sonuna kadar açıp öylece gider.. O yüzdendir öncesinde sizi ağlatmayan bir şarkıda hıçkırmanız, o yüzdendir kapağını bile açmadığınız bir şiir kitabının sayfaları arasında uyuyakalmanız, o yüzdendir dostlarınızın ne kadar dost olabildiklerinin ayrımına varabilmeniz, o yüzdendir kişilik analizlerinizdeki taraflılığınızdan sıyrılmanız… Öze in(ebil)mek yalnızlıktandır oysa.. 

Terk edilmek çokta kötü değil, giden sadece kendini götürür en nihayetinde.. Her ayrılık sonrası, kaybettiklerine değil, elinde kalanlarına, kurgularına ve yaşanacak ihtimallere ağlar insan.. Bazen biri dürter ve gider, bazen de içine düşülen boşlukta dürtülür insan.. Bu dürtülmeyle beraber şuur ya açılır ya kapanır.. Öyle ya da böyle terk ediyor ve terk ediliyoruz ve iyi ki terk ediyor ve iyi ki terk ediliyoruz.. Ölümlü olmasaydık bu sorun edilebilirdi evet, madem ki ölüyoruz o zaman çokta takılmamak lazım bu terk etme/edilme mevzusuna…

Yalnız kalan, yalnızlığı tercih edebilen ve bu süreçte kendine dönüp bireysel tahlillerinde bulunabilen kişi bilir ki, hiçbir şey sabit değildir içinde.. Yemek yer uyursunuz, sonra bir daha yemek yiyebilmek için midenizi boşaltır ve bir daha uyuyabilmek için de uyanık kalırsınız.. Hayatınızda binlerce insanın ya da tek bir kişinin olması hiçbir şeyi değiştirmez, sistem sadece bunun üzerine kuruludur (o yüzden benciliz)... İnsan, sosyal bir varlık olmak için programlanmamış olsaydı yalnızlık sorun edilmeyecekti aslında.. Yalnızlığı problem etmemek asosyalliği doğurabilir ya da kişisel gelişim sürecindeki en verimli zaman dilimini yaratabilir... En nihayetinde tu kaka değildir yalnız olmak... Kalmak... Bırakılmak... kimin kimi veya neyi terk ettiği hiç ama hiç önemli değil! 

Önemli olan bunları yaşamamız, yani her terk etme veya terk ediliş ile kaslarla çevrili kalbimizi, antrenmana tabii tutuyor olmamız. Yani belimizin, kalçamızın, bacaklarımızın kaslarını çalıştırıyoruz olmamız bize güzel geliyor da, kalbimizin kaslarını çalıştırıyor olmamız, niye acı geliyor? Vücudumuzun antrenmanlı olması iyi de, kalbimizin antrenmanlı olması iyi değil mi? Yani terk etmek veya terk edilmek bize; daha"fit" olmayı öğretmesi gerekmiyor mu? Ama bizler ne yazık ki her seferinde aynı acıları yaşamak ve dayanmak zorunda kalıyoruz. Hayat da işte bizi burada terk edip, bu acılara yalnız dayanma mecburiyetini veriyor. 

Ne yapalım? Hayatın bu gerçeğini öyle kabul edecek bu gücü bir şekilde kendimizde bulmamız gerekiyor...