Endless




geçmişimin tozlu yapraklarından kopup gelen o koku, o toz parçacıklarıyla beraber, yaşadıklarımın geniş özetlerini de hatırlatması, bir tesadüf değildi. bir çağrışımdı belki de. belki de, bir özlem. özlemenin hissettirdikleriyle ilgili hissettiklerim, aklımı karıştırmadı hiçbir zaman. bugün, dün, geçen yıl, önceki asır, geride kalan çağ… yarın, sonraki ay, bir yıl sonrası, gelecek yıllar ve gelecek asırlar..

neye inandığım veya neden korktuğum konusunda açık değilim. zaman ilerliyor, ilerledikçe korkuyor ve inanmaya çalışıyorum. kulaklarım, gözlerim, zihnim, pür dikkat bekliyor geleceği.


 olanları, olacaklarla karşılaştırırsam, sonuçsuzluğa ulaşacağımı düşünmekle geçirmiştim zamanımı. kaybetmiştim bir bakıma, kaybettiğim zaman da yanıma kar kalmıştı. kazanabilecek miydim? vazgeçecek miydim? Fırtına, karanlık, sessizlik huzursuzluğun ta kendisiydi, koşar adımlarla uzaklaşmaya zorlardım kendimi. neden uzaklaştığım o an önemli değildi, sadece kaçmak istiyordum. korkuyordum.

sonra uzandım. taşların, otların kapladığı zemine bıraktım kendimi. zihnimde canlanacak her şeyin sonu gelmişti o an. alnımın ortasında, şakaklarımda, kollarımda, parmak uçlarımda, baldırlarımda ve topuklarımda hissediyordum akışı... zihnimi boşaltıp serbest bırakmaya çalışıyorum. iki kulağım arasında gidip gelen seslerin monotonluğunu bir kenara bıraktım önce. göz kapaklarımın önünde, dünyamı örten o karanlığın ardına geçmeye başlamıştım…

yaratılıyordum sonunda. yönetmeye başlıyordum. fiilen hissetmemeye, zihnen hissetmeye başladığım anda, insanların bilmediği türde bir uykuya daldım.

zamanın olmadığı, kavramlaşmadığı ve her şeye bulaşmadığı bir yerde, tamamiyle boşluk ve bu boşluğu kaplayan tek sonsuzluğu yöneten o belirsizliğin, sonsuz yokluğu inleten sesi duyuldu:
"uyan!"

uyandım ve etrafıma baktım, sonsuz bir boşluğun, sonsuz bir sessizliğin, sonsuz bir renksizliğin içindeydim. en son gördüğüm şeyleri hatırlamaya çalıştım;

"var olup yok olmak üzerine kurulmuştu her şey. bırakmıştı, alev alev yanmıştı ateş. Can vermişti aleve, canlandırmıştı o'nu. ateşe vermişti zihnini bulandıran merakı, ateşe vermişti zihnini kaosa sürükleyen anlık saçmalıkları. bırakmış ve dinlemişti.."

şimdi ise buradaydım. varlığımı hissediyorum sadece, hissedecek başka bir şeyim yok. duyuyorum ama, ortada yok, göremiyorum da aynı zamanda..


neyle baktığımı, neyle duyduğumu da bilmiyorum, sadece varlığını hissediyorum. bedensizim, belki bir zihinden, belki sadece hislerden ibaretim.


bu, korkuttu. dünyadayken bile bir şeyleri eksik yaşıyordum ve bu beni üzmeye yetiyordu.. şimdiyse, varlığımdan şüphe ederek bir şeyler anlamayı umuyorum sadece. ürkekliğimi yok edecek bir işaret, bir hareket bekliyorum.


bekleyişimi "uyandım" diyerek sona erdirmek istedim.

gerçekten uyanmış mıydım yoksa beklemek istemediğim için mi böyle söylemiştim?

çünkü gözlerimi açmış, sonsuz ve boyutsuz bir boşluğun içinde tek varlık gibi hissetmiştim kendimi. ama, göremediğim bir benlikti bu.

gerçekten açmış mıydım gözlerimi?

bir ses duymuştum, "uyan!" diye. bu sesle beraber hissetmeye başlamıştım. ama bu.. bu sanki zihnimin içinden gelen bir ses…

gerçekten duymuş muydum?

bütün bunlar yormuştu aslında beni, gördüklerimin ve hissettiklerimin yavaş yavaş kaybolduğunu farkettim... bulunduğum ortamın değiştiğini, sonunda görebileceğim bir şekle girdiğini anladım. fakat gördüğüm şeyden pek hoşlanmadım, kendi bedenimi görüyordum; gözlerim kapalı, hareketsiz..


yıllardır nasıl koktuğumu farkettim o an, yüzümdeki kırışıklar, ifademin silikliği ve hatta belirsizliği... ellerimin yara bere içinde olduğunu gördüm ve anlam veremedim, saçlarım dökülmüştü yer yer, dökülmeyen kısımlar beyazlamıştı. normalden daha uzun ve zayıf göründüğümü düşünüyordum

nerede olduğumu anlamaya çalıştım bir süre. ama bedenimden başka bir şey göremiyordum. bedenimin üzerinde tek renkli bir örtü vardı ama o da görünmüyordu. "karanlıktan görünmüyor sanırım" diye düşündüm, ama kendi yüzümü net görebiliyordum…

uzunca bir süre kendimi izledikten sonra, uzaklaşmaya başladım. yüzüm neredeyse görünmeyecek kadar ufaldıktan sonra, durdum. bedenim hareket etti, gözlerimi açtım, etrafıma baktım sonra, ayağa kalktım ve etrafımda bir turdan fazla döndüm...
o sırada, daha önce hiç duymadığım sesler gelmeye başladı yine bilmediğim bir yerden.

kısa bir süre içinde, seslerin tanıdık olduğunu farkettim..
bir takım enstrümanlar, şimdiye kadar düşündüklerimin, hissettiklerimin, yaşadıklarımın da ötesinde bir şeyler vermişti bana...
artık anlamıştım..

sonsuz
döngü
o.