Rengarenk!

Ne kadar eğlenceli bir şey bazen yaşamak.  Ne kadar klişe kokan bir cümle ve tüm kokuların aksine ne kadar klişe olmayan. Bazen o kadar iğrenç ve üzücü anların arkasından o kadar güzel ve neşeli anların gelmesi mesela, korkutucu değil mi?

Son üç haftadır garip gelişmeler oluyor, garip gözlemler yapıyorum hayatıma dair. Tüm değerlerim o kadar değişti ki. Tüm çevrem değişti. Yalnız olmanın ve bağımsız olmanın keyfini öyle güzel aldım ki, şu an birini kaldıramam. Başka insanlar giriyor hayatıma, farklı çevrelerden, farklı yerlerden. Birilerini tanıma ve birilerine kendini tanıtma evresi ne tatlıymış öyle, sırları yeni gözlere anlatmak, biraları yeni bardaklarla tokuşturmak, yeni gülücüklerle gülmek dünyaya, çalan müzik setinden yeni Velvet Underground notaları duymak, yeni teraslardan bakmak gökyüzüne... Bir yerden sonra hayat seninle benzer yoldaki insanları çıkarıyor karşına. Benzer hayaller, benzer geçen günler, birlikte geçen günler. Ama sonra karşımdaki de beni anlamıyor sanki… Anlatıyorum anlamıyor, anlamadıkça anlarmış gibi boş gözlerle yüzüme bakıyor istiyorum ki ben anlatmadan anlasın, herkesin yaşadığı kafalar değil bunlar eminim! Her gün mutlaka bir film izliyordum. Her gün mutlaka yaptığım pek çok şey vardı. Artık onlar neler onu bilmiyorum… Depresyondayım ve pek bir şey olmuyor.

İçinden bir şeyler yükseliyor yavaşça, midenden kalbine doğru adım adım çıktığını hissediyorsun, başta sessizce, sonra gürültüyle patlayacakmış gibi. Etraf flulaşıyor sanki ışık kaldırmıyor gözün, ses de duymak istemiyorsun, çünkü uçuyor kalbin. Boşluğa bırakmak istiyorsun kendini, bulutların üstüne, ya da bir yatağın içine giriyorsun. Kollarından ve bacaklarından tutuyor seni yatak, sarmalayıp içine alıyor, biraz üşüyorsun, yerde kediler dolaşıyor. Bir köy kahvesinde bira ısmarlıyorsun bir iki arkadaşına, biraları beklerken tekir kediyi seviyorsun. Tavşan gibi oluyorsun, her şey başka güzel şimdi, daha doğrusu, her şey sadece güzel. Saf bir güzellik, hiç bir yanlış yok. Dünyanın aslında gerçekten pembe olduğunu ve bunu çok az insanın görmeyi başarabildiğini biliyorsun, vücudunun sana asla gösteremeyeceği bir pembeliğin içindesin şimdi ve şanslısın, herkese açılmayan o kapı sana açık artık. Alice'sin sen ve Harikalar Diyarı'ndasın. Ev, yatak, semt, şehir, dünya; her şey önemini kaybediyor. Nerede yattığının, nerede sarıldığının artık hiç önemi yok çünkü sen kalpsin, harikasın, aşksın. Tüm güzelliklerin iki ayaklısısın.

Atkını tak boynuna, rengârenk atkını.

Çizmelerini giy. Not defterin, kalemlerin dolu çantan; omzuna asılı.

Saçların ne uzun, ne de kısa şimdi, rüzgâr dalgalandırmıyor.

Başında beren, başının yarısı dışarıda, öyle daha güzel oluyor.

Pespembe olmuş burnun, bir film karesinden başka bir şey değilsin;

Filmlerin büyüsüne inat beresine kadar gerçek.

Yağmur yağmış bir önceki gün,

Bugün kuru soğuktan ibaret,

Bomboş cadde,

Şanslısın,

Biliyorsun ki en büyük hediyen bağımsızlığın,

Yaratıcılığın,

Soğuktan pespembe olan burnunun keyfine varabiliyor olman.

Bir şeyler yapmak için birilerine ihtiyacın yok,

Yalnız da varsın,

Keyifle.

Dergiler alıyorsun kendine köşedeki sıcak kitapçıdan,

Kolunun altında

Birde dergilerin şimdi. Giriyorsun pastel tonlarla dolu o kafeye,

Ve en sevdiğin kahve…