Benim!



Onunla beraberken ruhum delice hareketlen, duygularım dağdan yuvarlanan çığ gibi “yerinden kopan” ve sırtımdan aşağı derin ürpermeler geçirerek aşka doğru “yola çıkan” benim. 
Onu hayatımın içine almak istediğimin, hep yanımda görmek arzusunun ve onunla yaşanacak bir geleceğin tutkulu dileklerinin ateşli nöbetlerine yakalanıp, yinede “şikâyet etmeyen” benim. 

O insanda kimsede görmediğim “farklı” güzellikler ve özellikler bularak, değeri anlaşılmamış özel birisi olduğuna “inanan” benim. 

Onun sesinin, bakışının yüzünün ve bedenimin mıknatısına değdiğinde “kendini bırakan” benim.

Elim eline değdiğinde ve dudağım dudağıyla buluştuğunda, yaşamanın anlamının tümden değiştiğini ”düşünen” benim. Tenimin en “kuytu” yerleri onun tenine açıldığında, yeryüzünde cenneti bulmuş gibi ”mutlu olan” benim. 

Belki de her yerde duyabileceğim fikirler onun ağzından çıkınca içinde “keramet“ bulan benim. Aşkımı dipsiz sonsuz sorularla yaşarken, bir dergâhın çilekeşi gibi acı çeksem bile sevgiliye “mürit olan” benim.

Sevgilimin sinsi suskunluğunu “gizemli olmak”,yüzeysel gevezeliğini “içtenlikli davranmak”,despot tutumunu “sahip çıkmak”,havai hallerini “yaşama sevinci” biçiminde algılayan benim. 

Sevgilime duyduğum aşkın ve isteğin “yaratıcısı” bizzat benim. Aşk beni bulmaz, gönül kanallarım âşık olmaya açıldığında kendim “bulurum”.
Aşkı yaratanda yok edende benim yüreğimdir, benim hormonal kimyamdır, benim beynimdir, benim dünyaya bakış açımdır. “sevgilimin” değil...

Aşkımı yaşarken “nedense” en fazla karşımdakini yargılarım da, ancak aşkım bittikten sonra her şeyin “nedeni”“baskın” hali görürüm.