İHANET SOSYAL HAYVANDA MI GİZLİ?

İnsan ya kendine ihanet eder ya da karşısındakine... Ya kendine dürüst olur ya da diğerine.

Birçoğumuzun pembe yalanlar adı altında vicdanını rahatlattığı, böylece dürüst olduğunu düşündüğü davranışları vardır. Birçok konuda, birçok durumda "mış" gibi yaparız.

Sevenlerimize, dostlarımıza ya da kendimize sürekli "mış" gibi yaparız. Onları üzmemek adına, terbiye adına, toplumsal nedenlerle bazen elimizde olmayan nedenlerle buna mecburuz der; inanırız, sorgulamayız, kuşku duymayız yaptığımızın doğruluğundan.

Önce maskeler biçilir ardından takılanlar gereği hazırlanan mizansenler yerine getirilir.

Pek nadiren kendimiz olduğumuz anlarda bile, dürüstlük kavramımız karşımızdakinin dürüstlük kavramı ile şu ya da bu nedenlerle örtüşmediğinde, hemen pembe yalanlar söylemeye başlarız. Yani, ya içimizden geleni yapmayarak kendimize ya da yaparak karşımızdakine ihanet ederiz.

Bazen içimizden geleni karşımızdakine türlü renklerle boyayarak sunup, bir tür sahte dürüst olmayı da deneriz. Bazen de olması gerekeni yapar, cesurca, saygı ile olanı biteni ya da olan biteni olduğu gibi bildirerek hak ettiği hamleyi ona bırakırız. Bu sonuncusu, nadiren başvurduğumuz bir yoldur ve bu defa becerebilirsek, korkaklığımızı yenebilsek bile, her zaman dürüst olamadığımızdan bu defalık dürüst hissetmemiz bile kendimize olan ihanetimizi yok etmez. İçimizdeki çocuk bilir, onu yanıltmamız imkânsızdır. O; göründüğü gibi olmayı, olduğu gibi görünmeyi özler...

Acaba insan sosyal bir varlık olmasa, ihanet olur muydu?

Sosyal rollerimizi oynayabilmek için takmak zorunda olduğumuz maskeleri söküp atalım. Kabul görmek için kendimizi içine sokmak, kendimizi sığdırmak zorunda olduğumuz kalıpları yok sayalım. O zaman ihanete gerek olur muydu?

Benim cevabım "hayır". Siz ne düşünüyorsunuz?